İngiliz hayranı Jean-Pierre Ohl, David Copperfield’den esinlenerek ana dilinde açık sözlülük ile yazdığı yeni eseriyle büyük bir dalgalanma yarattı. Ve Sam Taylor ile bu konu hakkında konuştu.
Jean-Pierre Ohl, hem bir kitap yazarı hem de kitapçıdır. Erkek kardeşi Michael’da bir kitapçıdır. En yakın arkadaşı da hem bir kitapçı hem de yayıncıdır. Eski karısı ve şimdiki kız arkadaşı da kitapçıdır. Ve bütün bunların dışında 17 yaşındaki oğlu da onun izinden ilerlemektedir.
Onun yaşadığı şehir olan Bordeaux’ta bir kitap dükkânının kahvesinde bir öğle yemeği yiyorduk. “Bu cümleyi daha önce hiç duyamamıştım ama hoşuma gitti. Bilincimim kitaplar olmadan var olduğuna inanmıyorum, hayatım onlarsız bir hiç. Kitaplara olan duygularımı bir ulusa ait oluş ile kıyaslayabilirim. Kitaplar benim ülkem olsa da, başka Ülkerlerde başka insanlarında yaşadığının farkındayım.”
Monsieur Dick, Ohl’un Fransa’da yayımlanan ve 3 edebiyat ödülü kazanan ilk romanıdır. İngilizce çevirisi yakın zamanlarda Dedalus tarafından yayımlanmıştır. David Copperfield adlı kitaptaki Bay Dick karakteri aslında Ohl’un Dickens’a olan bağlılığını gösterir. Bu hikâye hayatları Dickens’ın bitiremediği romanına, hayatına ve kitaplarına olan takıntılarında dolayı harcanmış iki Fransız adamı anlatır.
Hikâye, yazar François Daumal büyükbabasının evindeki tavan arasının kitaplarla dolu olduğunu keşfetmesi ile başlar. Çocuk kitapları ortaya çıkarsa da bunların birçoğunu hiçe sayar. Sonrasın da David Copperfield’i keşfeder ve okumaya başlar.
Ohl’un Dickens’ı keşfetmesi ise daha sonra gerçekleşir. Dickens’ı keşfettiğinde neredeyse 30 yaşındaydı. Ohl, “Edebiyat hakkında hayal kırıklığı yaşadıktan sonra David Copperfield’in ilk 50 sayfasını okurkenki içimdeki o merak duygusunu hissediyorum. Onu seviyesine hiçbir zaman erişemeyeceğimi bile bile onunla kendimi kıyaslamak ve Dickens okumak fazlasıyla etkileyiciydi”der.
Fransız bir adam için Dickens’ı kendine rehber olarak seçmek İngilizlere oranla daha ahlaksızcaydı. Dickens, Fransa’da büyük ya da klasik bir yazar olarak görülmez hatta kitapları eski moda ve çocuklara uygun eserler olarak kabul edilir. Ama Ohl’un sıradan bir Fransız olmadığı kesindir. Ona bir İngiliz Hayranı olup olmadığını sorduğumda şöyle dedi: “Evet, İngiliz olan her şeyi seviyorum. Şarap yerine viskiyi tercih ediyorum, kruvasan yerine saç pidesi, Roland Gorros yerine Wimbledon’u, Godord yerinede Hitchock’u tercih ediyorum. Ve bence İngilizlerin kitaplarla eşsiz bir ilişkileri var. Dickens, Stevenson, Collins ve Chesterton gibi yazarlar hem bilge hem de karmaşık yazarlardır.”
Öğle yemeğinden önce Ohl’un çalıştığı kitap dükkânı ziyaret ettim. İlk görüşte modern kitap dükkânlarına benzeyen yer aslında mağaraya benzeyen, kitapların üst üste yığıldığı ve yerlerde rastgele stoklandığı bir dükkândı. Bunun dışında dükkân geniş, iyi aydınlatılmış ve önünde bir kahvesi vardı.
Ohl dükkânın da satılacak ve teşhir edilecek kitaplarının seçilmesinde büyük bir etkisi vardır. Ohl bu kitapları yayımcının teşhir parası için ödediği para miktarına göre değil onları okuyarak seçiyordu.
Ohl ve dört yardımcı düzenli olarak “edebiyat kahvaltıları” düzenlerlerdi. Bu kahvaltılarda okuyucular hem kruvasan yer, kahve içer hem de onların son zamanlarda okudukları kitaplar hakkında yaptıkları yorumları dinlerlerdi. Benim orada bulunduğum sabah kadınlı erkekli yaklaşık 30 kişi 2 saat boyunca onları dinleyip bir taraftan da not alıyorlardı. Bu olay birçok kitapçıda karşılaşabileceğiniz bir şey değildir.
Ama tabii ki kitaplara âşık olmanın başka yolarlıda vardır. Mesela, Ohl’un babası bir fabrika müdürü olmasına rağmen akşam yorgun argın eve döndükten sonra sallanan sandalyesine oturup ağzına bir pipo alarak kitabını okumaya başlardı. “Bütün bir dünyayı bir saatliğine unutturup, bir yazara ya da bir kitapçıya bu memnuniyeti verebiliyorsam o zaman işimi gerçek anlamda yaptığımı hissederim” dedi. (Yeni Dünya Gündemi İçin İngilizceden Çeviren: Mahinur Zehra Karahan)
|